• JeoleX kim idir?
    JeoleX denen karakter hayal dünyasında ve sanal alemde yaşıyan bir mahlukattır. Bir gencin; ilkokul ve ortaokul yıllarında Commodore 64, Amiga ve Atari gibi oyun konsolları ile başlayan ve bilgisayar ile devam eden hikayesinde canlandırdığı oyun karakterlerine verdiği isimdir JeoleX. Sorumluluğun eh işte zamanın ise akın akın olduğu o yıllar boyunca gerek yerel gerekse de online oyunlarda adlandırdığı kahraman artık sanal alemde bu gencin rumuz'u olur hale gelmişti.

    Kim dir bu "Genç"?
    Gencin adı: Uğur Çakaloğulları
    Doğum tarihi: 25 Ekim 1989 (Akrep)
    Doğduğu ve yaşadığı yer: Manisa
    Yapmaya bayıldığı şey: Manisa-İzmir arasında Manisa Seyahat aracılığı ile mekik dokumak.

    Hatırlayabildiğim en eski hatıram 1. katta kaldığımız zamanlarda üç tekerlekli bisikletim ile evden kaçtığım andır. Özgürlüğün, keşfetmenin ve dünyadan bir haber olmanın verdiği haz ile olabildiğine dolandığımı hatırlıyorum. İşte o anı ben doğduğum tarihim olarak kabul ediyorum ancak tarihi bırak kaç yaşında olduğumu bile hatırlayamadığımdan doğum tarihim belirsiz sayılır.

    O bisiklet macerası benim nasıl biri olacağım hakkında ipucu veren en önemli kanıtlardan biriydi diyebilirim. Ufaklığımdan bu yana içimde her zaman bir şey keşfetme-öğrenme duygusu olmakla birlikte bu duygu hiç bir zaman belirli bir kategoride olmamıştır.Arkadaşlarım sürekli gelecekte edinmeyi arzu ettikleri meslekleri dile getirirken ben ise şunu olacağım ya da olmak istiyorum diyemiyordum. Bence normal olan bu idi. İlkokul ve ortaokul çağlarındaki bu çocukların gelecekle olan bu kaygısına sebebiyet veren başta aileler olmak üzere tüm toplumun bilinçlendirilmesi bir ehemmiyettir. Neyse konumuza dönecek olursak lise de dâhil olmak üzere gelecekte ki mesleğime dair bir hedef koymadan başarılı bir şekilde artık temel eğitimimi tamamlamış sayılırdım.

    Zurnanın zırt dediği yerden merhaba size!
    Ulaşacak bir mesleki hedef olmayınca tabi mevcut eğitim sistemini de düşünürsek üniversiteye giriş sınavından yüksek başarı elde etmek mümkün olmuyordu. Benim için orta, onun için eh işte, şunun için ise tırt olan sınav puanım ile bir meslek seçme zamanım gelmişti. Puanım ile meslekleri harmanladıktan sonra sevebileceğim bir iş ve merak uyandıran meslekler arasından serpiştirme yapmıştım. Birinci sırada Uludağ Üniversitesi Veterinerlik, diğer serpme meslekler ise aklımda kaldığı kadarı ile Jeoloji Mühendisliği (neden yazdığımı tahmin etmişsinizdir.), Maden Mühendisliği, Deri Mühendisliği ve Ziraat Mühendisliği (Ege Üniversitesi) idi. Birçoğunu neden yazdığımı bile bilmediğim meslekler içinden Ziraat Mühendisliği ile hayatıma devam edeceğim belli olmuştu.

    Devam edecek miydim?
    Hayvanları sevdiğimden dolayı Veterinerliği isteyerek yazmıştım ancak 6. sırada ki tercihim olan Ziraat Mühendisliği’nin denk gelmesi bende hafif bir burukluk yaratmıştı. Esasında kötü bir meslek olarak düşünmüyordum Ziraat’i hatta ailemin çiftçilik ile münasebetinin oluşunun bana büyük bir avantaj sağlayabileceğini kavramıştım. Hem üniversitenin bulunduğu ili (İzmir) düşünecek olursak hem Manisa’ya yakındı hem en sosyal kentlerden biriydi hem de İzmir işte yahu İzmir idi yani.. Keşfetme arzusu olan üç tekerlekli bisikletli bir çocuk olarak o zamana kadar çok fazla il dışına çıktığım söylenemez. Keşiflerim ve öğrenme güdüm daha ziyade mekânsal olarak daha dar alanlarda gerçekleşmişti ancak bundan sonra mekanı-ı mürseli de yavaştan genişletecektim.

    Abbas yolcu!
    Nitekim Manisa Seyahat (MAS) maceram 2007 yılında başlamıştı. Manisa-İzmir arasında olan yolculuğu tekel olarak sürdüren MAS’da öğrenci bileti 3.5 TL idi. Yavaş yavaş yuvadan açılan gencin duvara toslayışı uzak olmamıştı. Girmiş olduğu Ziraat Mühendisliği programında İngilizce Hazırlık zorunlu olarak insanlara dayatılmıştı. O zamanlar iyi ki de zorunluymuş.. Dil öğrenmek ile bir sıkıntım ya da isteksizliğim yoktu ki seviye tespit sınavına girmeyişim sıkıcı ve hüsran dolu günlerin tetikleyicisi oldu. Beni en düşük seviyede İngilizce eğitimi verecekleri sınıfa koymuşlardı. Dersler “I go, we go, she go” gibi basit düzeyde başlarken beni İzmir’den bir an önce çıkıp Manisa’ya gitme arzusu dürtüyordu. Nitekim belirli bir süre sonra patlak verdi ve video dersinden devamsızlıktan dolayı kaldığımı öğrendim. Meğer video dersi varmış, ben normal dersler bitince sıkıntıdan vınn turizm eve kaçıyordum. İlkokul, ortaokul ve dershanelerde dirsek çürüttükten sonra böyle sıkıldığım ortamda üniversite okumak bana yumruk gibi koymuştu ve bu tetikleyici etken sayesinde okulu bırakmaya karar vermiştim.

    Okulu bırakıp ne edeceksen!
    Daha ilk sömestr bitmeden evvel bıraktığım okuldan henüz daha ailemin haberi yoktu. Ben her sabah babamdan harçlığımı alır evden okula gider gibi çıkardım. Peki, nereye giderdim? Sağ olsun herhangi bir ücret talep etmeyen akrabamın internet kafesine gidiyordum. Başlarda kafamı dağıtmak için kendimi oyuna vermiştim ancak daha sonrasında geleceğime dair planlar yapmaya başladım. Bilgisayar sevdiğim bir teknolojik aletti ve ona yöneldim ancak aile mesleği olan çiftçilik ve matbaacılığı da düşünmüyor değildim. Bilgi yönetiminin iyi durumda olduğu ve veri kalabalığının olmadığı o dönemlerde forum sitelerini seviyordum. Neden kendi forum sitemi açmıyorum diye düşündüm ve ücretsiz hazır forum sitelerinden sonra kendi websitemi yapma arzusuna kapıldım. Gerekli olan şeyleri araştırdıktan sonra o zamanlar ünü gayet iyi olan Macromedia Flash (Adobe Flash) programı ile web tasarımı yapmayı öğrenmeye başladım. Yanında ufak tefek Html çalışsam da ana tasarım programım Flash (swf) oldu. Html sitelere göre çok daha dinamik ve görsel efekti yüksek siteler yapılabiliyordu. Flash’a ait olan Actionscript ile bunun yanında Php ve MySql kodlama dilleri hakkında belirli bir seviyeye geldikten sonra kendi web tasarım sitemi kurmuştum. İlk başta sadece “web tasarımı yapılır” diye açtığım siteyi daha sonrasında internette bulduğum kişiler ile “tez yazımı ve çeviri yapılır” konu başlıklarını da eklemiştim. Benim görevim gelen müşterileri esas işi yapacak olanlara yönlendirmek ve o işten komisyon almaktı.

    Sizce de vakit gelmedi mi?
    Tüm bu süreç içerisinde ailemden gizlediğim bu durum beni her geçen gün strese sokuyordu ve pik noktasından sonra söylemeye karar vermiştim. En büyük tedirginliğim babama karşıydı ki sabahtan akşama kadar abim ve ben okuyayım diye çalışıp didinip duruyordu. Nitekim yüz yüze söylemeye cesaretimi toplayamadığımdan her akşam yemekten sonra yatak odasında televizyon izleyen babamın görebileceği bir yere yazmış olduğum bir sayfalık mektubu bıraktım. Evden hemen topukladıktan sonra gelecek olan aramasından kaçınmak için telefonumu kapatmıştım ancak daha sonrasında merak ederler diye açtım ki tam o anda telefon çaldı. İşin doğrusu empati kurduğumda ben çok sinirli olacağımı düşündüğümden babamın vereceği tepkiden korkuyordum. Babamdan tahminlerimi yanıltan bir şekilde beni eve çağıran ya da onun benim yanıma geleceğine dair sakin bir teklif almıştım. Bu sakin ve olumlu telefon konuşması beni rahatlatmıştı ve evin yolunu tutmuştum.

    Hayatımın dönüm noktası!!
    Yerinde olsam bağırıp çağıracağımı düşündüğüm insan benle o kadar olgun, sakin ve akıllı bir konuşma yaptı ki neye uğradığımı şaşırmıştım. Askerde yapılan motivasyon konuşması gibi konuşma sonunda geleceğe dair olan fikirlerim bir anda değişmişti. Sebebi ise aşırı derecede mantıklı olmasıydı. İşte benim hayatımın dönüm noktası babamın benle yaptığı bu konuşma olmuştu. Tüm bu gazı aldıktan sonra ben yine de şu sıkıcı İngilizce’den nasıl kurtulacağıma dair yöntemler arıyordum ki birkaç aya yapılacak olan İngilizce Muafiyet Sınav’ı benim derdime derman olacaktı. Nitekim biraz çalıştıktan sonra geçebileceğimi düşündüğüm sınavdan başarılı olmuş ve ömrümden ömür yiyen ayları saymazsak sene kaybım olmamıştı. Artık mesleki derslere başlamıştık Ziraat Mühendisi olacaktık ve öğrencilik hayatım boyunca sürekli Ziraat Mühendislerinin işsiz olduklarını ithaf eden: “kahvede taş diziyorlar (okey oynuyorlar), hamallık yapıyorlar” gibi söylemlere maruz kalıyordum. Çiftçi kökenli olduğumdan daha da severek okuyor ve bir an önce okulu bitirip işe atılmak istiyordum. O nedenle not ortalamama önem vermiyor geçsem yeter diye düşünüyordum.

    Şanslı karşılaşmalar ve tercihler..
    En yakın arkadaşlarımdan biri olan Emine ile Tarla Bitkileri Bölümünde derslerimizi almaya devam ediyorduk. Dördüncü sınıfa geldiğimizde biz avanak avanak dolanırken arkadaşların hepsi tez danışmanlarını seçmişlerdi. Sınıf başkanı siz ne yaptınız diyesiye kadar açıkçası dünyadan bir haberdik. Bu haberin verdiği telaş ile hocaları dolaşıyorduk ve herkes kontenjanını doldurmuştu. Ne yapacağız derken başkandan: “Hasan Hoca bu yıl emekli olmayacakmış iyi anlaşabilen iki tez öğrencisi arıyormuş” haberini aldıktan sonra oturduğumuz yerden fırlamıştık. Hoca ile tanıştıktan sonra karşımıza tez ile ilgili olarak Matrix filminde olduğunun aksine üç teklifle gelmişti:

    ‘Literatür taraması’

    ‘Tarla denemesi’

    ‘Laboratuvar çalışması’

    İkimizde keşfetmeyi ve çalışmayı seven kafada olduğumuzdan ‘Tarla denemesi’ teklifi bize daha mantıklı gelmişti. Artık teorik bilgiden sıkılmış artık bir şeyler yapalım yahu modundaydık. Seçmiş olduğumuz tercih, hayatımızda olumlu etkiler bırakacak olan Özgür Hoca ile tanışmamıza vesile oldu. Odasına ilk gittiğimizde belki de Hasan Hoca’nın öğrencilerini kendisine kitlediğini düşünmüş olabilir ama ilerleyen zamanlarda birbirimizi hep sevmiş ve saygı duymuştuk. O zamanlar doktorasını yeni vermişti ancak vizyon sahibi ve bilgili olması akademik anlamda onu birçok profesörden daha yetkin kılıyordu. Azıcık kendimizi öveyim, muhtemelen bizdeki çalışkanlığı, azmi ve pratik zekâyı görmüş olsa gerek ki ağzından çıkan “yüksek lisans yapmayı düşünüyor musunuz?” cümlesi hayatımızı iyi bir geleceğe yönlendirmeye yetmişti. O an benim lisans boyunca düşündüğüm mesleki anlamdaki fikirlerim değişmiş ve akademik hayata yönelmişti. Hem araştırmaya hem de fiziki olarak çalışmaya dayalı olan bu meslek benim tam arzu ettiğim gibiydi. Artık yeni bir hedefim vardı. Yüksek lisansı, iki aylık bir Almanya stajı nedeni ile iki buçuk yılda tamamlamıştık. Lisans ve yüksek lisans eğitimim boyunca hep beraber takıldığım en iyi arkadaşım ve kız kardeşim olan Emine ile farklı hedeflere yönelmiştik. Bu yüksek lisans süreci her ikimizede kültürel ve mesleki anlamda çok şey katmıştı.

    Akademisyenliğe adım adım..
    Yüksek lisans biter bitmez doktora programına başlamıştım. Teknik ve teorik anlamda yapmış olduğumuz araştırmalar bana edindiğim bilgi dışında nasıl edineceğim konusunda da faydalı oluyordu. Ancak yaşın ilerleyişi, klasik öğrenci mağdurluğu olan parasızlık ve mesleki belirsizlik benim bir miktar kafamı bulandırıyordu ki bunu fark eden Özgür Hocam’ın verdiği gaz beni kendime getiriyordu. Ailem ise yine her zamanki gibi üzerine düşenin fazlasını hem maddi hem de manevi anlamda gerçekleştiriyordu. Babamın seçtiğim mesleki hedef üzerine olan naif bir sözü vardır: “akademisyen ol da Çakaloğulları’ndan profesör çıktı diyelim”. Belki önemsiz gözüken ancak seni destekliyoruz anlamını veren bu sözler benim hedefime tutunmama yardımcı oluyordu.

    Bu gencin duyguları nerede?
    Yaşantımın bu anına kadar açıkçası birini sevemedim. Sevmekten kastım hormonal bir arzudan ziyade bir kızın kişiliğini sevmek. İşin doğrusu kafa dengim olan ilerisinde mutlu olabileceğimi düşündüğüm bir kişiye rast gelmedim diyebilirim. Yukarıda bahsettiğim gibi mekânsal keşiflerim dar alanda olduğundan olsa gerek şu yaşıma kadar duygusal bir bağ hiçbir kız ile yaşamadım. Şundan eminim ki düşünmeden ve hormonal gerçekleştirilen ilişki adımlarının insanlara olumsuz etkileri olabiliyordu. Hayatımı paylaşmayı düşündüğüm kişi esasında aynı kampüste ancak farklı fakültede dolanıyormuş da haberim yokmuş. Bu haberi nasıl mı aldım şöyle izah edeyim:

    Yükseköğrenimim sürecinde bizim bölümde yüksek lisansa başlayan Meltem ile tanışmam bu olayın kilit noktası oldu. Kendisi ile tanıştığımız günden itibaren yaşanan olaylar ve muhabbetler arkadaşlık anlamında beni kendisine yakın kılıyordu. Mevcut samimiyetimiz neticesinde ablasının da İzmir’e geldiği bir gün Anıl, Meltem, ablası ve ben Alsancak’da çimlere oturmaya gitmiştik. Daha önceden Meltem’in ismen bahsettiği ablasını facebook fotoğraflarını saymazsak cismen göreceğim ilk gün olacaktı. Yolculuğun vermiş olduğu yorgunluktan olsa gerek serkeş bir şekilde Meltem’in yanında salına salına bir kız geliyordu. Tabi bende duygusal anlamda antenler açık olduğundan benden görsel anlamda başarılı not almış ancak en önemli kıstas olan karakterinin benle uyuşup uyuşmadığını gözlemlemem gerekiyordu. Ettiğimiz muhabbetlerin hiç biri askıda kalmıyor, zaman hızlı geçiyor ve kahkahalar eşliğinde eğlenerek devam ediyordu. Normalde insanları güldürmeyi seven bir insan olarak o akşam - evet ismini açıklıyorum - Nihan’ı güldürme çabalarım normalin üstünde seyir ediyordu. Çünkü her şeye gülebilmesi ve güldüğünde gözlerinin parıldaması o akşam beni etkileyen önemli karakter özelliklerinden biriydi. Benim açımdan aşırı derecede olumlu geçen o akşam sonrasında Nihan’ı bir daha ne zaman görebileceğim ki diye düşünmeye başlamıştım. Afyon’da Psikolog olarak görev aldığından çok sık olamayacağı aşikârdı. Etkilendiğim bir insan ile aramızdaki mekânsal mesafeyi nasıl yakına getirebilirimi düşünüp internetin veli nimetlerinden faydalanarak whatsapp’daki grubumuza eklemeyi karar verdim. Ancak bende telefon numarası yoktu, ulaşabilir miydim evet, ancak onu benim eklemem benim hakkımdaki görüşlerini etkileyebileceğini düşündüğümden çaktırmadan Meltem aracılığı ile gruba dâhil ettirdim. Meltem saftirik bir kız değildi ve ablasına karşı olan hislerimi ufak da olsa algılamış olmalıydı. Bahar ayları geçiyor yaza doğru ilerliyorduk. Grupta bu yaz bir yerlere gidip kamp kuralım nidaları esiyordu. Nitekim ortak bir karar alıp yazın bir hafta sonu Eski Foça’da deniz kenarında bir kamp kurmaya gitmeye karar verdik ve o kamp etkinliği benim Nihan ile olan ilişki başlangıç tarihimiz 26 Haziran 2016’yı belirlemişti. Bu ilişkinin başlangıcında Meltem’in erkek arkadaşı aynı zamanda fikir babası olan Sercan’a ve emekleri ve çileleri büyük olan Meltem ile Anıl’a teşekkür etmemek büyük haksızlık olur. Her gün Nihan’a karşı olan aşkım ve saygım katlanarak artarken kendisi ile evlilik yani ömrümü geçirme arzumda aynı şekilde artıyordu. Aileler ile tanışmış ve niyetimizi belli etmiştik. Daha geçen güne kadar bu kafayla annemin bulduğu biri ile evlenirim ya salla derken artık yanında olmaktan mutlu olduğu biri ile geleceğe yönelik planlar yapıyorduk.

    Hala yapıyoruz, anlayacağınız daha evlenemedik. Şuanki tek engel benim mesleki anlamda belirsiz oluşum :)